Aras yavaşça masanın altına uzandı.
Parmakları eski tabancanın soğuk metaline değdiğinde dışarıdaki sesler durdu.
Sessizlik…
Hayatında duyduğu en korkutucu şeydi.
Çünkü bazen insanı korkutan sesler değil, seslerin aniden kesilmesiydi.
Gözlemevinin kapısı ağır ağır açıldı.
Metal menteşeler inlerken içeriyi kırmızı bir ışık doldurdu. Aras silahı doğrulttu ama tetiğe basamadı.
Kapıda duran şey yaklaşık iki metre boyundaydı.
İnsana benziyordu.
Ama yalnızca uzaktan bakıldığında…
Derisi yok gibiydi. Vücudu siyah, parlak bir yüzeyle kaplıydı; sanki canlı bir gölgeydi. Gözlerinin olması gereken yerdeyse iki kızıl ışık yanıyordu.
Yaratık başını hafifçe eğdi.
Sonra konuştu.
“Taşıyıcı bulundu.”
Sesi kulaktan değil, doğrudan zihnin içinden duyuluyordu.
Aras geri çekildi.
“Sen… nesin?”
Yaratık cevap vermedi.
Bir anda gözlemevinin duvarındaki ekranlar kendiliğinden açıldı. Dünya haritası belirdi. Kırmızı noktalar hızla çoğalıyordu.
İstanbul… New York… Tokyo… Berlin… Moskova…
Her şehirde aynı şey yaşanıyordu.
Denizlerden dev yapılar yükseliyor, iletişim ağları çöküyor ve insanlar kayboluyordu.
Ekranın alt kısmında tek bir cümle vardı:
“İLK DALGA BAŞLADI.”
Aras’ın boğazı kurudu.
“Bu… bir işgal mi?”
Yaratık birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra söylediği şey Aras’ın kanını dondurdu:
“Hayır. Bu bir geri dönüş.”
Tam o anda yer sarsıldı.
Gözlemevinin kubbesi büyük bir gürültüyle parçalandı. Gökyüzü artık siyah değildi.
Gökyüzünün tamamını kaplayan devasa bir gemi vardı.
Ve geminin ortasında… mavi renkte parlayan tek bir sembol:
∞
Aras o sembolü tanıyordu.
Çünkü onu çocukluğundan beri rüyalarında görüyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder