Gece, Dünya’nın son uydusunun da sustuğu geceydi.
Gökyüzü ilk kez bu kadar karanlıktı. Ne bir sinyal ışığı vardı yörüngede, ne de şehirlerin üstünde dolaşan dev reklam dronları… Sanki bütün gezegen nefesini tutmuştu.
Saat tam 03.17’de, Atlas Okyanusu’nun ortasında devasa bir yarık açıldı.
Ama bu bir deprem değildi.
Okyanusun içinden yükselen şey, insanlığın daha önce gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
Metal değildi. Taş değildi. Canlı da değildi.
Yine de hareket ediyordu.
Dünyanın dört bir yanındaki radar sistemleri aynı anda çöktü. Askerî üslerde sirenler çalmaya başladı. Pentagon, Moskova, Pekin ve Ankara’daki savunma merkezleri birbirine bağlanmaya çalışırken tüm ekranlarda aynı görüntü belirdi:
“UYANMA BAŞLADI.”
Mesaj yalnızca üç saniye göründü.
Sonra bütün sistemler karardı.
---
Türkiye’nin kuzeyinde, eski bir gözlemevinin içinde genç bir adam monitörlere kilitlenmişti.
Adı Aras Demir’di.
Yirmi yedi yaşındaydı. Resmî kayıtlara göre başarısız bir astrofizikçiydi. Üniversiteden atılmış, teorileriyle alay edilmişti. Çünkü Aras yıllardır aynı şeyi söylüyordu:
“Uzay boş değil. Birileri bizi izliyor.”
Kimse inanmamıştı.
Ta ki bu geceye kadar.
Monitördeki parazitli görüntü bir anda netleşti. Siyah ekranın ortasında garip semboller oluşmaya başladı. Harf değillerdi ama Aras onları anlayabiliyordu.
Sanki zihninin içinde konuşuyorlardı.
“Kapı açıldı. Taşıyıcı bulundu.”
Aras’ın elleri titredi.
O anda gözlemevinin tüm elektrikleri kesildi.
Karanlığın içinden ağır adım sesleri duyuldu.
Tak… Tak… Tak…
Aras nefesini tuttu.
Kapının altından kırmızı bir ışık sızıyordu.
Ve dışarıda… insan olmayan bir şey vardı.

Yorumlar
Yorum Gönder